ÇOMÜ'de Neler Oluyor!, Rüstem Aslan

Son iki yıldır Terzioğlu Kampüsünde dikkati çeken gelişmeler söz konusu.

Her geçen gün yeni bir binanın yükseldiğini, kentin her hangi bir yerinden baksanız bile görebiliyorsunuz.

Bir üniversite için yapılabilecek en kolay şey bina inşaa etmektir. Gelişen inşaat teknolojisi fiziki anlamda pekçok şeyi en kısa sürede imkânlı kılmakta.

Tabii ki esas iş daha sonra başlamakta, yani o binaların içini akademik birikim ve ruhla doldurabilmekte. Bunun yolu da kaliteli öğrenci, kaliteli öğretim üyesinden geçmektedir.

Kaliteli öğrenci ve akademisyeni bir üniversiteye/kente çekmenin yolu ise öncelikle onlara sunacağınız donanımlı laboratuvarlar ve zengin kütüphanelerle olur.

ÇOMÜ'de aslında bir yandan yeni binalar yapılırken diğer yandan o binaların içleri de doldurulmaya çalışılıyor.

Bu durum özellikle de kütüphane için geçerli. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki dikkati çeken gelişim ve değişiklikleri konu alan yazılarımı farklı yerlerde yayınladım.

Önemli olduğuna inandığım için daha önce değindiğim -ya- yınladığım yazımı- biraz daha açmak istiyorum.

Hayatının son 25 yılı üniversite ve kütüphaneler içinde geçen biri olarak kitap ve kütüphanenin birey, üniversite, kent ve ülke için ne kadar önemli olduğunu yaşayarak gördüm. Sadece iyi bir kütüphane ile her şeyi başaramazsınız, ancak iyi bir kütüphane olmadan da hiçbir şeyi başaramazsınız. Kütüphanesi kötü olan bir üniversiteden iyi doktor, iyi mühendis, iyi sosyolog, iyi arkeolog çıkmaz. Nobel ödüllü bilim insanlarının çalıştıkları üniversitelerin kütüphanelerine baktığınızda durumu kolayca anlayabilirsiniz.

Üniversitelerdeki değişikliklerin ve gelişimlerin en çabuk gözlemlendiği yerlerin kütüphaneler olduğuna inanırım.

Nereye gidersem gideyim, bir fırsat yaratıp o kentin kütüphanelerini ziyaret ederim. Çünkü kültürel dinamizmi, seviyeyi ve gelece- ği en iyi görebileceğimiz yerler kütüphanelerdir. Kütüphaneler üniversitelerin ve dolayısıyla içinde yaşadıkları kentlerin beyinleri, kalpleri, kandamarları gibidirler. Kütüphaneler ne kadar zayıf olursa etrafındaki yaşam alanı da o kadar zayıf olur, ya da tam tersi.

Bir süredir Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Kütüphanesi'nde bir devrim yaşandığını fark etmemek imkânsız.

Kitap sayısı hiçbir yerde görülmediği kadar hızlı bir şekilde artıyor. Kitaplar kütüphaneye sığmıyor, yeni kütüphane binaları inşaa ediliyor. Bu gelişim halkaları, suya atılan taşın halkaları gibi büyüdükçe büyüyor. Bu bağlamda Türkiye'deki çok eskilere giden üniversite ve kütüphane sorununun geçmişine değinmek gerekmektedir:

'Sevgili Üniversite', Dehen Altıner'in 2007 yılında yayınladığı, Türkiye'deki üniversite reformunu konu alan güzel bir roman.

Roman, Nazi rejminden kaçan Yahudi kökenli bir grup Alman akademisyenin etrafında gelişen olaylarla, Türkiye'deki üniversite reformunu ana hatlarıyla anlatmakta.

Kısa bir süre sonra Türkiye'deki üniversite reformunun üstünden koca bir 80 yıl geçmiş olacak. Neredeyse dört kuşak. Uzun bir zaman.

Türkiye'deki üniversitelerin günümüzdeki seviyesini anlamak için belki de en iyi yöntem o döneme dönüp bakmaktır. Romandaki olaylar 1932'de başlar. Atatürk'ün isteğiyle, Cenevre Üniversitesi'nden Prof. Dr. Albert Malche, Türkiye'ye davet edilir. Malche, üniversite reformu konusundaki raporunu hazırlamadan önce politikacılarla, Darülfünun hocaları ve öğrencileriyle görüşmüş, derslere girmiş, öğrencilere anketler uygulayarak onların sosyal yaşamları hakkında bilgi sahibi olmuştur.

Malche'nin raporu üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm raporun içeriğinden, ikinci bölüm Darülfünun'un var olan yapısından ve üçüncü bölüm de yapılması gereken yeniliklerden söz edilmektedir. Malche'nin 10 maddelik raporunu okuduğunuzda zamansal bir paralaks- la karşı karşıya kaldığınızı sanırsınız: Seksen yıl sonra Türkiye üniversiteleri halen bazı aynı sorunlarla boğuşmakta olduğunu görürsünüz.

Malche'nin raporu 1933 yılında TBMM tarafından kabul edilerek uygulanmaya koyulur. Tam bu dönemlerde Nazi Almanyasından kaçan akademisyenler sığınack bir liman aramaktadırlar. Türkiye bu akademisyenlere kapılarını açar ve üniversite reformu belki de hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir hızla başlar.

İstanbul ve Ankara'da pekçok yeni üniversite ve bölüm açılır. Hukuk Fakültesi'nden Tıp Fakültesi'ne, Tıp Fakültesi'nden Mimarlık Fakültesi'ne her alanda önemli adımlar atılır.

Bu çalışmalar genel olarak II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar devam eder.

Söz konusu akademisyenlerin çok büyük bir bölümü, farklı nedenler yüzünden, Türkiye'den ayrılırılar. Ancak bu süreçte belki en sancılı çalışmalar fakülte kurmakta değil, fakültenin kütüphanesini oluşturmakta yaşanır. Çünkü kitapsız ve kütüpnanesiz bir aşama kaydetmek, ne o zaman ne de günümüzde mümkün değildir.

Parantez açarak, yine aynı konuyla ilgili yeni bir kitapdan daha söz ederek ilginç bir örnek vermek istiyorum: Kemal Yalçın'nın 2011 yılında yayınlanan 'Haymatlos -Dünya Bizim Vatanımız', isimli belgesel- kronik çalışması.

Yalçın, kapsamlı bu kitabında üniversite reformu sürecini insan kaderleriyla üst üste anlatmaktadır. Benim için belki de bu kitabın en can alıcı bölümü, İstanul Üniversitesi'ndeki Hukuk Fakültesi kütüphanesiyle ilgili olan bölümüdür.

Prof. Ernest Eduart Hirsch, İstan- bul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kuruluşu ile görevlendirilir. Ancak Hirsch, işin en çetin bölümünün kütüphane kurmak ve öğrencileri kütüphaneye sokmak olduğunu bilmektedir.

Prof. Hirsch 1934-35 yıllarında Avrupa'dan sandıklar dolusu kitap ismarlar. Binlerce kitap 1935 yılında İstanbul'a gelir. Büyük bir hızla kitapların tasnif edilerek raflara yerleştirilmesi gerekmektedir, ancak kendisine böyle bir iş için ne ödenek ne de uzman bir kütüphanecinin olmadığı bildirilir. İş başa düşmüştür.

Prof. Hirsch, yaz tatilinde asistanlarıyla birlikte kitaplık kurma işini üstlenir. Ancak asistanlar bu durumdan hiç de memnun olmazlar.

Yine günlerden bir gün Prof. Hirsch, yapılacak işin önemini, manevi değerini ve bilimsel önemini uzun uzun an- latır. Ancak asistanlar hiçbir şey söylemeden durmaktadırlar. Hiçbiri kitaplara el sürmez. Prof. Hirsch'in asistanı Halil Arslanlı, asistanların sözcülüğünü üstlenerek konuşmaya başlar:

"Sayin hocam, bir kitaplık düzenlemek, katalog hazırlamak, kitap sandıklarını boşaltmak, kitapları raflara yerleştirmek kesinlikle bir ordinaryüs profesörün yapacağı işler değildir. Asistanlardan da böyle bir iş yapmaları istenemez. Bu işler, aşağılardaki bir hizmetlinin yapacağı işlerdir. Bu nedenle bizler burada çalışmak istemiyoruz. Elbette hocamıza yardım etmek isteriz, fakat yaz tatilinde dört hafta boyunca çalışmayız. Eğer mutlaka yapacaksak, bize fazla mesai ücreti verilmelidir. Hocam bize ne kadar fazla mesai ücreti verebi- lirsiniz?"

Hirsch, oldukça ciddi bir sesle' Bana verilenin tam iki katı' diye cevaplar soruyu.

Asistanla rın yüzleri gülmeye başlar. Birisi 'hocam siz ne kadar alıyorsunuz?' diye sorunca, Prof. Hirsch tek kelimeyle cevap verir:  'Sıfır'.

Asistanlar donup kalır. Böyle bir hatayı nasıl yaptıklarını kendilerine sorarlar. Hep birlikte kitapları düzenleyerek raflara dizmeye başlarlar.

Bu çalışmalar sürer gider. 1938 yılında ise, tesadüfen, Tıp Fakültesi'nin büyük amfisinin altında 1918 yılında Almanya'dan Darülfünun Hukuk Fakülesi'ne armağan olarak gönderilmiş, içi kitaplarla dolu onlarca sandık bulunmuştur. Bu kitaplar tam yirmi yıl üniversitede tozun, pasın içinde unutulmuştur. Prof. Hirsch, bu kitapları da asistan- larıyla birlikte çalışarak Hukuk Fakültesi kütüphanesine kazandırır. Türkiye'nin en başarılı hukukcuları işte bu kütüphanenin içinde yetişir.

Türkiye üniversite tarihi, buna benzer olaylarla dolu.

En iyi akademisyenler, en iyi araştırmacılar, en iyi uzmanlar en iyi kütüphanelerde yetişir. Bu durum yüzyıllar önce de böyleydi, şimdi de böyle.

Türkiye'deki üniversite reformunun ardindan seksen yıl geçmesine rağmen bir üniversite için en önemli yerin kütüphane olduğu kimi zaman unutuluyor.

Anadolu'daki yeni kurulan üniversitelerin kütüphanelerinin içleri acısı durumu ortada. İşte tam da böyle bir zamanda, bölgesinin en büyük kütüp-hanesi olan ÇOMÜ üniversite kütüphanesinin baş döndürücü bir hızla büyümesi ve gelişmesi; sevinilecek, saygı duyulacak, desteklenecek bir durumdur. (Aynalı Pazar Gazetesi, 2013, ÇOMÜ Dergi tekrar yayınından)




SEDAT LAÇİNER YOUTUBE VİDEOLARI LİSTESİ: LİNKLER


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rektör Laçiner'den İÇDAŞ'a ziyaret